İpek yolunun Başlangıç Güzergâhında Tehlikedeki Türk Toplum ve Kültürleri


Creative Commons License

Karluk A. C.

Uluslararası İpek Yolunda Türk Dünyası Ortak Kültür Mirası Bilgi Şöleni, Ankara, Türkiye, 3 - 06 Ekim 2013, ss.56-76, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.56-76
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Adresli: Hayır

Özet

Milattan önce II. Yüzyıldan 1800'lü yıllara kadar varlığını koruyan Tarihi İpek Yolu, doğu-batı, kuzey-güney etkileşiminin sağlanmasında, özellikle farklı dil, din, kültürlere sahip milletlerin yaşadığı coğrafyaların birbirine bağlanması ve çeşitli etkileşimlerinde önemli işlevlere sahip olmuştur. Yaşam gücü ve eritme kabiliyeti kuvvetli olan Çin benzeri kültürler İpek Yolu güzergahındaki toplum ve kültürleri güçlü şekilde etkileyebilmiş hatta kendi bünyesinde eriterek sürekli gelişme kaydetmişken, aksi durumda olan toplum ve kültürler de bir-bir tarih sahnesinden silinmiştir. İpek yolu Genel Türk toplumları açısından, Türklerin yaşadığı geniş coğrafyayı birbirine bağlayan tek ulaşım yolu olmasından dolayı, Türklerin kendi aralarında ve diğer komşu milletler arasında ticari ve kültürel ilişkilerini yoğunlaştırmasına vesile olmuş, birlik ve beraberliklerinin sağlanmasında da önemli işlevler görmüştür. Aynı zamanda, bilinen İpek yolu ticareti ve gizlenen stratejik emeller kenar Türk toplumları ve kültürlerinin de hızla etkin ve baskın kültürler içinde erimesine neden olmuştur. Makalemiz, İpek yolunun başlangıç güzergâhında artık tehlike altına girmiş, kaybolmaya yüz tutmuş Türk toplum ve kültürleri üzerinde odaklanacaktır. Günümüz ÇHC sınırları içinde yaşayan Türk toplumlarından Sarı Uygur ve Salur toplumları artık geri dönüşü çok zor olan Çinlileşme sürecine girmişken, daha köklü kültür ve medeniyet sahibi Uygur Türk toplumu da zoraki Çinlileştirme sürecine alınmıştır. Makale, Sarı Uygur örneğinde sürecin nasıl geliştiği ve neden bu kadar etkili sonuçlar verdiğini sosyolojik açıdan irdeleyecek ve bazı önermelerde bulunacaktır.

The Historical Silk Road, which endured from the second century BCE until the nineteenth century, played a pivotal role in facilitating east–west and north–south interactions, particularly by connecting regions inhabited by peoples of diverse languages, religions, and cultures and enabling multifaceted exchanges among them. Cultures that exhibit robust vitality and assimilative capacity – such as Chinese civilisation – have been demonstrated to exert profound influence on societies and cultures along the Silk Road routes. In some cases, these cultures have been absorbed, thereby sustaining continuous development. Conversely, societies and cultures lacking such capacity gradually disappeared from the stage of history.

From the perspective of the Turkic world, the Silk Road functioned as the sole major transportation and communication network linking the vast geographies inhabited by Turkic peoples. This development contributed significantly to the intensification of commercial and cultural relations both among Turkic communities themselves and between Turks and neighbouring peoples, playing an important role in fostering unity and cohesion. Concomitantly, however, alongside the well-known commercial dimension of the Silk Road trade, concealed strategic ambitions accelerated the assimilation of peripheral Turkic societies and cultures into more dominant and influential civilisations.

The present article focuses on the question of the current status of the Turkic societies and cultures located along the initial routes of the Silk Road. These societies and cultures are endangered and face the risk of disappearance. Within the current borders of the People's Republic of China, Turkic communities such as the Yellow Uyghurs (S sarı Uygur) and the Salur have undergone a process of Sinicization that is extremely difficult to reverse, while the Uyghur Turkic community – possessing a more deeply rooted cultural and civilizational heritage – has been subjected to an enforced Sinicization process. Utilising the case study of the Yellow Uyghurs, the article employs a sociological examination of the process, elucidating the underlying factors that have precipitated such profound ramifications.