Türk Dünyasındaki Değişim ve Dönüşüm Sürecinde Kültürel Özgüven Sorunu


Creative Commons License

Karluk A. C.

Türk Yurdu, sa.342, ss.30-34, 2016 (Hakemli Dergi)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Basım Tarihi: 2016
  • Dergi Adı: Türk Yurdu
  • Derginin Tarandığı İndeksler: Other Indexes
  • Sayfa Sayıları: ss.30-34
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Adresli: Hayır

Özet

Türk-İslam dünyasının yükselişi karşısında önceleri çöküş sürecini yaşayan Batı, daha sonraları yapmış olduğu dönüşüm ve değişimler ile yükselişe geçebilmiştir. Özellikle Coğrafi keşifler adı verilen süreç ile daha geniş coğrafyalara hâkim olmuş, sömürgeleştirdikleri toplumlara kendi değerlerini, dilini ve inançlarını dayatarak insanlık tarihinde yeni bir çağı başlatmıştır. Rönesans ile başlayan doğaya egemen olma ve sürekli elde etme isteği, Batı insanında bilme, tanıma ve keşfetme arzusunu doğurmuştur. Bu yeniçağ ile başlayan bilim ve felsefedeki entelektüel ve zihinsel gelişmeler aynı zamanda tinsel kültürün gelişmesini de sağlamıştır. 18. yüzyılda ortaya çıkan aydınlanma dönemi, İngiltere'deki sanayi devrimi ile değişen toplumsal düzen, yeni tinsel kültürün artışına neden olurken, akabinde Aydınlanma çağı aklın, bilimin, sanatın, hukukun ve hakların belirli ölçülerde gelişmesini sağladı. Bunların sonucu olarak üretilen kültür değerlerinin öteki toplumlar için örnek olabileceğine kanaat getiren Avrupa insanı, bunların tüm insanlara anlatılması ve öğretilmesi gerekliliğine de inanmıştı. Bu zihniyeti benimsemiş olanlar, bir adım ileri giderek önce kendi toplumlarında kültür değişimine, sonra da Avrupa dışı toplumlarda kültür değişiminin gerekliliğine kanaat getirmiş oldular. Böylece Avrupa kültürünün öteki kültürlerden üstün, ötekilere örnek, evrensel kültür olduğuna kanaat getirilerek diğer uluslara aktarılmaya başlandı. Artık aydınlanmanın kültür değerleri, uygarlığın başat değerleri olarak benimsenmişti. Böylece Avrupa kültürü, uygarlık olarak adlandırılırken Avrupalı olmayan kültürler ise değersiz ya da bırakılması gereken değerler olarak nitelenmeye başlandı.

Confronted by the ascendance of the Turko-Islamic world, the West, which had previously endured a period of decline, subsequently experienced a resurgence through the transformations and changes it underwent. In particular, through a process known as geographical discovery, it gained control over wider territories and, by imposing its own values, language and beliefs on the societies it colonised, ushered in a new era in human history. The Renaissance marked the inception of the Western world's insatiable appetite for domination and incessant acquisition of nature, thereby engendering a profound desire to comprehend, acknowledge and explore the natural world. The intellectual and mental developments in science and philosophy that began with this new age also ensured the development of spiritual culture. The Enlightenment period, which emerged in the 18th century, coincided with a changing social order that was precipitated by the Industrial Revolution in England. This socio-political transformation resulted in the rise of a new spiritual culture. Consequently, the Age of Enlightenment facilitated the development of reason, science, art, law and rights to a certain extent. Consequently, Europeans, who believed that the cultural values produced as a result of these developments could serve as an example for other societies, also believed in the necessity of communicating and teaching these values to all people. Those who embraced this mentality took a step further and became convinced of the necessity of cultural change, first in their own societies and then in non-European societies. Consequently, European culture was regarded as superior to other cultures, exemplary to others, and universal, and began to be transferred to other nations. The cultural values of the Enlightenment were now widely accepted as the prevailing values of civilisation. Consequently, European culture came to be known as civilisation, while non-European cultures began to be regarded as inferior or as having values that should be renounced.