Çin-Türk Devletleri İlişkilerinde Çin’in Kamu Diplomasisi


Creative Commons License

Karluk A. C., Özdemir Ö.

Büyük Zafer’in 100. Yılı Anısına 4. Uluslarası Türk Dünyası Eğitim Bilimleri ve Sosyal Bilimler Kongresi, Antalya, Türkiye, 24 Kasım 2022, ss.329-349, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.329-349
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

21. yüzyıla girildiğinde büyük bir ekonomik güç olarak ortaya çıkan ve küresel güç olma

yolunda ilerleyen Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası ilişkilerinde çok yönlü ve aktif bir dış

politika benimsemiştir. Buna uygun olarak dünyanın her bölgesinde ve neredeyse tüm ülkelerle

ulusal çıkarlarına bağlı olarak ilişkiler geliştirmeye başlamıştır. Bu ilişkiler içerisinde Türkler

Dünyası diye adlandırdığımız Türkçenin yaygın konuşulduğu Turan coğrafyasında bağımsız

olarak mevcudiyetlerini sürdüren Türk Devletleri ayrı ve özel bir öneme sahiptir. Sovyetlerin

dağılması ile ortaya çıkan Batı Türkistan Cumhuriyetleri, Çin’in işgalinde bulunan Doğu

Türkistan ile sınırdaş olup, Çin’in Batıya açılan kapısı konumundadır. Bu özelliği ile Türk

devletleri Çin’in sürekli yükselmesi ve hegemon güç olmasında çok önemli olan “ Bir Kuşak

Bir Yol” projesinin orta noktasında bulunmaktadır. Aynı zamanda bu bölge Çin’in yumuşak

karnı olarak bilinen Doğu Türkistan ve Tibet’ten dolayı Çin’in güvenliğini doğrudan

etkileyebilecek potansiyeldedir. Denizlerde ABD ve müttefiklerince çevrelenen Çin açısından

geleneksel olarak Rus etkisinin baskın olduğu bu ülkelerde Çin’in tarihi tecrübelerinden dolayı

bölgede yaşayan halklar üzerinde hegemonya kurabilmesi daha kolaydır. Diğer taraftan

bölgedeki ABD etkisi göreceli zayıftır. Ayrıca, bu ülkeler gelişen Çin ekonomisinin ihtiyaç

duyduğu ham madde açısından zengin ve Çin ürünlerinin rahatça pazarlandığı kazançlı

bölgelerden biridir. Çin politik sınırları içinde kültürel homojenliğe önem veren bir ülkedir. Bu

nedenle Çin, Doğu Türkistan’ı ebedi Çin vatanı haline getirirken ve Doğu Türkistan Türklerini hızla asimile ederken batı sınırında ortaya çıkan bağımsız Türk devletlerinin varlığını bir tehdit

olarak gördü. Tüm bu gerekçelere bağlı olarak Çin, bu bölgede yer alan Türk Cumhuriyetleri

ile Türkiye cumhuriyetine büyük önem vermiş, 1990’ların başından itibaren ikili ilişkileri

çeşitli araçlarla ve çok boyutlu olarak geliştirmiştir. Bu araçlardan birisi, Çin’in dış

politikasında, özellikle 21.yüzyıl ile birlikte, yoğun olarak kullanılmaya başlanan kamu

diplomasisidir. Hedef ülke halklarının nazarında, olumlu bir algıya sahip olma ve bu sayede

ulusal çıkarlarını elde etme aracı olarak kullanılan kamu diplomasisi, Çin tarafından, bu bölgede

yoğun olarak kullanılmaktadır. Özellikle kamu diplomasisinin önemli araçları olan, kültür,

eğitim ve ekonomik vasıtalar ve medya kullanılmakta, bu araçlar ile bölge kamuoyu Çin

tezlerine uyumlu bir yönde şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada 1990’larda Türk

devletlerinin bağımsızlıklarını kazanmaları sonrasında başlayan, Çin-Türk devletleri

ilişkilerinde Çin’in kamu diplomasisi çalışmaları, bölgenin Çin için önemi ve Çin’in hedefleri

bağlamında değerlendirilecektir.

The Peoples Republic of China, which emerged as a great economic power in the

21st century and is on the way to becoming a global power, has adopted a versatile and active

foreign policy in its international relations. Accordingly, it has started to develop relations with

every region of the world and with almost every country depending on its national interests. In

these relations, the independent Turkish States in the Turan geography, which we call the

Turkish World, have a special place. The West Turkestan Republics, which emerged with the

collapse of the Soviet Union, are bordered with the East Turkestan, which is occupied by China,

and are China’s gateway to the West. With this feature, the Turkish states are at the middle of

the One Belt One Road project, which is very important for China’s continuous rise and being

a hegemon power. At the same time, this region has the potential to directly affect China’s

security due to East Turkestan and Tibet, known as China’s soft belly. For China, which is

surrounded by the USA and its allies in the seas, it is easier to establish hegemony over the

people living in the region due to its historical experience in these countries where traditionally

Russian influence is dominant. On the other hand, US influence in the region is relatively weak.

In addition, these countries are rich in raw materials needed by the developing Chinese

economy and are one of the lucrative regions where Chinese products are easily marketed.

China is a country that attaches great importance to cultural homogeneity within its political borders. For this reason, China saw the existence of independent Turkish states emerging on its

western border as a threat while making East Turkestan the eternal Chinese homeland and

rapidly assimilating East Turkestan Turks. Due to all these reasons, China has given great

importance to the Turkish Republics in this region and the Republic of Turkey, and has

developed bilateral relations with various diplomatic tools and multidimensionally since the

early 1990s. One of these tools is public diplomacy, which has been used extensively in China’s

foreign policy, especially in the 21st century. In the eyes of the people of the target countries,

public diplomacy, which is used as a means of having a positive perception and thus obtaining

their national interests, is used extensively by China in this region. Culture, education,

economic tools and the media, which are especially important tools of public diplomacy, are

used by China and with these tools, the regional public opinion is tried to be shaped in a way

that is compatible with Chinese theses. In this study, China’s public diplomacy efforts in China-

Turkish states relations, which started after the Turkish states gained their independence in the

1990s, will be evaluated in the context of the importance of the region for China and China’s

goals.