Fahreddin er-Râzî'den Ali Kuşçu'ya Soyut Mahiyetin Zihnî Varlığı: Ontoloji ve Epistemoloji Arasında Kavramsal Bir İzlek


Creative Commons License

Öz A.

İslami Araştırmalar, cilt.36, sa.3, 2025 (TRDizin)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 36 Sayı: 3
  • Basım Tarihi: 2025
  • Doi Numarası: 10.62862/isar.2025-111881
  • Dergi Adı: İslami Araştırmalar
  • Derginin Tarandığı İndeksler: ATLA Religion Database, Index Islamicus, ERIHPlus, TR DİZİN (ULAKBİM), Index Copernicus, Sobiad Atıf Dizini
  • Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu makale, İbn Sînâ sonrası İslam düşünce geleneğinde soyut mahiyetin (el-mâhiyyetü’l-mücerred) zihnî varlığına dair tartışmaların seyrini Fahreddin er-Râzî’den Ali Kuşçu’ya uzanan çizgide ele almaktadır. İbn Sînâ’nın eş-Şifâ’: el-İlâhiyyât’ta geliştirdiği “başka bir şey olmama şartıyla mahiyet” (el-mâhiyye bi-şartı lâ şey’ âhar) kavramı, sonraki dönemde yaygın olarak “soyut mahiyet” kavramıyla ilişkilendirilmiş ve mahiyetin zihinde tüm eklentilerden soyut biçimde var olup olamayacağı sorusu etrafında şekillenen felsefî tartışmaların temelini oluşturmuştur. İbn Sînâ soyut mahiyetin yalnızca zihinde var olabileceğini savunurken, Râzî bu görüşü reddederek zihinde var olan mahiyetin tüm eklentilerden soyut olamayacağını öne sürmüştür. Nasîruddin et-Tûsî, soyut mahiyetin zihinde varlığını kabul ederek İbn Sînâcı çizgiden sapmazken; Sa‘düddîn et-Teftâzânî, Râzî’nin izinden giderek soyut mahiyetin ontik gerçekliğini büsbütün yadsımış ve ona sadece epistemik bir statü atfetmiştir. Tûsî ve Teftâzânî’nin karşıt yaklaşımları arasında bir orta yol arayışına giren Seyyid Şerîf el-Cürcânî ise soyut mahiyete zihinde onto-epistemik bir statü atfetmiştir. Bu geleneksel ayrımları çift yönlü bir yorum modeliyle analiz eden Ali Kuşçu, soyut mahiyetin hem zihinde hem dış dünyada, bileşiğin indirgenemez bir parçası olarak var olabileceğini öne sürerek tartışmaya yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu çerçevede çalışma, İbn Sînâ sonrası dönemde soyut mahiyetin zihnî varlığına dair ortaya konulan muhtelif görüşleri mukayeseli biçimde ele alarak meselenin teorik seyrini bütünlüklü şekilde gözler önüne sermektedir.

This article discusses the course of the debates on the mental existence of abstract quiddity (al-māhiyyah al-mujarradah) in the post-Avicennan Islamic tradition from Fakhr al-Dīn al-Rāzī to ‘Alī al-Qūshjī. Avicenna’s concept of ‘quiddity on the condition of no other thing’ (al-māhiyyah bi-sharṭ lā shay’ ākhar), which he developed in al-Shifā’: al-Ilāhiyyāt, was widely associated with the concept of ‘abstract quiddity’ in the following period and formed the basis of philosophical debates centered around the question of whether quiddity can exist in the mind abstractly from all attachments. Avicenna argued that the abstract quiddity can exist only in the mind, whereas Rāzī rejected this view and argued that the quiddity existing in the mind cannot be abstract from all attachments. While Naṣīr al-Dīn al-Ṭūsī did not deviate from the Avicennan line by accepting the existence of abstract quiddity in the mind, Sa‘d al-Dīn al-Taftāzānī, following Rāzī, completely denied the ontological reality of abstract quiddity and assigned it merely an epistemic status. Al-Sayyid al-Sharīf al-Jurjānī, on the other hand, sought a middle way between the opposing approaches of Ṭūsī and Taftāzānī and attributed an onto-epistemic status to abstract quiddity in the mind. Qūshjī, who analyzed these traditional distinctions with a dual interpretation model, added a new dimension to the debate by arguing that abstract quiddity can exist both in the mind and in the external world as an irreducible part of the composite things. In this framework, the study comparatively analyzes the various views on the mental existence of abstract quiddity in the post-Avicennan period and reveals the theoretical course of the issue in its entirety.