İlahiyat Araştırmaları Dergisi, no.23, pp.22-43, 2025 (Peer-Reviewed Journal)
The term Jahiliyyah period refers to the tribal-based political and sociocultural lifestyle that prevailed throughout the Arabian Peninsula before Islam. In that era, a tribe was not only a unit of kinship but also a legal, political, and economic entity. Each tribe was sustained and strengthened by talented members such as leaders, poets, orators, and soothsayers. The primary means for tribes to establish connections, form alliances, and resolve disputes was through sending and receiv-ing envoys. Envoys connected a tribe to the outside world, contributed to its survival in both a material and spiritual sense, and as such, tended to combine all the roles and skills that made a tribe strong. In the Jahiliyyah period, envoys were typically selected from among those with strong oratory and persuasive skills, leadership qualities, poetic sensibilities or noble backgrounds. In addition to identifying the key characteristics of envoys during the Jahiliyyah period, this article finds that envoys came in different formats: they could be individuals, institutions, or delegations. It highlights examples showing that the practice of sending and receiving envoys in the Jahiliyyah period served as a guarantee of the continued existence of the tribe and as a means of prosperity. The article also shows that the nature and dominance of the oral tradition in the Jahiliyyah period was an important factor shaping and enriching the practice of sending and receiving envoys. This versatile practice played a vital role in maintaining continuity and stability in intertribal relations.
İslam öncesi Arap yarımadasının genelinde siyasi birlikten yoksun ancak kabile eksenli bir toplum yapısı mevcuttu. Yarımadada var olan devletler bile kabileler tarafından kurulmuş ve ayakta kalabilmeleri kurumsallıktan ziyade kabile aidiyetiyle mümkün olabilmişti. Kabile kendi içinde yalnızca bir soy birliği değil; aynı zamanda hukukî, siyasî ve ekonomik bir bütün anlamı taşımaktaydı. Birey kabile sayesinde var olabildiği ve hakları kabile sayesinde güvence altına alındığı için mensupları, kabilenin nüfuz ve etkinliği uğrunda yeteneklerini seferber etmekle yükümlüydü. Her kabileyi ayakta tutan, güçlü kılan lider, şair, hatip, kâhin ve eşraf gibi yetenek sahibi mensupları mevcuttu. Kabilelerin birbirleriyle bağ kurma, ittifak oluşturma ve her türlü sorunları çözme vasıtası ise elçileriydi. Kabilenin dış dünyayla bağ kurmasını sağlayan, maddi-manevi her yönüyle bekasına hizmet eden elçilik, adeta sayılan tüm rol ve yeteneklerin bir toplamı gibiydi. Elçiler, genellikle hitabeti güçlü, ikna kabiliyeti yüksek, lider ruhlu, şair veya soylu kişiler arasından seçilirdi. Bu makalede Cahiliye döneminde elçiliklerin bireysel, kurumsal ve heyet şeklinde birçok uygulaması olduğu tespit edilmektedir. Cahiliyedeki elçilik uygulamalarının genelde tüm kabilelerin özelde ise Kureyş kabilesinin varlık teminatı ve refah vesilesi olduğu kanısına varılmaktadır. Makale Cahiliye döneminin sözlü gelenek yapısı ve gücünün elçilik kültürünün şekillenmesinde ve zenginleşmesinde büyük pay sahibi olduğunu ortaya koymaktadır. Çok boyutlu bir mahiyet arz eden cahiliye elçilik kültürünün kabileler arası ilişkilerin devamlılığı ve istikrarını sağlama noktasında hayati bir işlev gördüğü sonucuna varılmaktadır.