Çin'in Kültürel Yayılmasında Yeni Aktör: Çin Etkisinde Kalan Uygurlar
Uluslararası Karadeniz ve Hazar Havzası Ülkeleri Sempozyumu, İstanbul, Türkiye, 15 Ekim 2025, ss.1-12, (Tam Metin Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
- Basıldığı Şehir: İstanbul
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.1-12
- Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Üç bin yıl öncelerinde Doğu Asya’nın en bereketli topraklarında ortaya çıktığı bilinen kadim bir medeniyet olan Çin Uygarlığı, doğduğu topraklarda –Zhongyuan bölgesi--sürekli gelişerek dört etrafına istikrarlı bir şekilde genişlemiş ve hala genişlemeye devam etmektedir. Bu genişleme günümüzün Güney, Kuzey ve Orta Asya’sında fark edilir olmakla birlikte genişlediği coğrafyalardaki yerel kültürleri Çinlilik ekseninde dönüştürmüş, Çin merkezli homojen toplum yaratmaya çalıştığı izlenimini yaratmış ve etkilenen topluluklar arasında “Çin tehdidi” söyleminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu söylemler, Tibet, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan dâhil olmak üzere Çin'in siyasi sınırları içindeki Çinli olmayan bölgelerde gözlemlenen kültürel yok etme, fiziksel ortadan kaldırma ve Çinleştirme uygulamalarıyla daha da pekişmiştir. Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne kabulü, ülkenin ekonomik olarak küresel bir güce dönüşmesi için dönüm noktası olmuştu. Xi Jinping iktidari ile başlayan “Çin Rüyası” ve “Kuşak ve Yol” girişimleri, Çin'i sadece kapitalist düzenin fabrikası olarak değil, aynı zamanda kaynakları kontrol eden, sömüren ve yöneten bir güç olarak konumlandırmıştır. Çin küresel ölçekte ekonomik ve siyasi etkisini pekiştirmesiyle birlikte, kültürel etkisini genişletmeye ve yumuşak güç stratejilerini uygulamaya yüksek öncelik vermeye başlamıştır.
Çin toplumunun hâkim düşünce sistemi olan Konfüçyüsçülük, tarihsel olarak heterojenliğe karşı bir hoşgörüsüzlük sergilemiş; daima toplumsal ve kültürel homojenliği öncelemiştir. Farklılıkların Çin kültürü ve değerler sistemi ekseninde eritilmesini, hedef toplumda Çinliliğin özümsetilmesini, baskın hale getirilmesini ön şart kılmıştır. Bu amaca ulaşmak için geçmişte ve günümüzde çeşitli stratejiler geliştirilmiş, sistemler tasarlanmış ve kararlılıkla uygulanmıştır. Bu zihniyet, Çin sosyalizminin kapitalist düzendeki evrimi esnasında Çin Komünist Partisinin merkezi değerlerine dönüşerek ülke sınırları içindeki farklılıklarının ortadan kaldırılması ve Çinliliğe mesafeli grupların Çinlilik ekseninde asimile edilerek daha sadik Çinli gruplara dönüştürülmesi yönünde etkili bir mekanizma oluşmuştur. Bu bildiride, son yıllarda Çin'de hızlandırılan Çinleştirme süreci ile yurtdışındaki kültürel yayılmaya verilen önem üzerinden hareketle, Çin'in etkisi altında kalan Uygurların, başta mutfak kültürü olmak üzere ticaret, tüketim kültürleri ekseninde Çin’in kültürel yayılmasının bir parçası olmaya başladığına, hatta bu süreçte kimi grupların öncü işlev gördüğüne dikkat çekilecektir. Aynı zamanda bu bildiri, Çin’in bilinçli ve planlı asimilasyon politikalarının, bir zamanlar Çin’e ve Çinliliğe mesafeli duran kişi veya grupları, zaman içinde Çinliliği özümseyen, içselleştiren dolayısıyla onu koruyan, yayan avangartlara dönüştürebileceği tezini ileri sürer.
The Chinese civilization, which emerged three millennia ago in the fertile lands of East Asia, has undergone continuous development in its birthplace – the Zhongyuan region – from which it has expanded steadily in all directions, a process which continues to the present day. This expansion is evident in contemporary South, North, and Central Asia, where local cultures have been reshaped along the axis of Chineseness. This transformation has given rise to the impression that China is attempting to construct a homogeneous society centered around Chineseness, thus giving rise to the emergence of the “China threat” discourse among the affected communities. These discourses have been further entrenched by practices of cultural eradication, physical elimination, and Sinicization observed in regions within China’s political borders, including Tibet, East Turkestan, and Inner Mongolia. The accession of the People’s Republic of China to the World Trade Organization in 2001 signified a pivotal moment in the nation’s economic transformation, propelling it into the ranks of the world’s leading economic powers. With the rise of Xi Jinping, the “Chinese Dream” and the “Belt and Road” Initiatives have positioned China not only as a factory of the capitalist order but also as a power that controls, exploits and manages resources. It is evident that, concomitant with the consolidation of its economic and political influence on a global scale, the People’s Republic of China has accorded a high priority to the expansion of its cultural influence and the implementation of soft power strategies.
Within the context of Chinese society, dominant Confucianist thought has historically exhibited an intolerance for heterogeneity, consistently prioritizing social and cultural homogeneity. Confucianism has considered the eradication of differences under the framework of Chinese culture and values, the internalization of Chineseness within the target society, and its elevation to a dominant position as a prerequisite. In order to achieve this objective, a variety of strategies have been developed, systems designed, and implemented with determination, both historically and in the present. This mindset has become a central value of the Chinese Communist Party during the evolution of Chinese socialism in the capitalist order, forming an effective mechanism for the elimination of differences within the country’s borders and the assimilation of groups that are distant from Chineseness into more loyal Chinese groups centered on Chineseness. The present paper will demonstrate how Uyghurs under Chinese influence have become integrated into China’s cultural expansion, particularly in terms of culinary culture, trade, and consumer culture, and how certain groups have even assumed a pioneering role in this process. Concurrently, this paper contends that China’s deliberate and meticulous assimilation policies have the capacity to transform individuals or groups who have historically distanced themselves from China and Chineseness into avant-garde groups that progressively internalize, protect and propagate Chineseness over time.