İnsan hakları çatışmalarının dengelenmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulaması


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2021

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ZEYNEP HAZAR

Danışman: YAŞAR SALİHPAŞAOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

İnsan hakları hukuku alanında en güncel sorunlardan biri insan hakları çatışmaları ve bu çatışmaların nasıl çözümleneceğidir. Lato sensu(geniş anlamda) çatışmalar, geleneksel insan hakları davaları olarak da isimlendirilir ve insan hakları ile meşru amaçların çatışmasını ifade eder. Stricto sensu(dar anlamda) çatışmalar ise insan hakları arası çatışmalardır. İnsan hakları çatışmalarının çözümünde en yaygın şekilde başvurulan yol dengelemedir. Keza dengeleme insan hakları tartışmaları bağlamında içinde bulunduğumuz çağın hukuk tekniği olarak kabul edilmiş ve yeni bir diskur oluşturmuştur. Dengeleme bir yorum ilkesi olarak doğmuştur. Bunun yanında insan haklarının sınırlandırılmasının sınırını oluşturan orantılılık ilkesinin bir alt unsuru olarak kabul edilir. Çatışma durumunda haklar ilke olarak işlev görür ve dengeleme bu hakların(ve ilkelerin) mümkün olan en yüksek seviyede korunmasını amaçlar. Dengeleme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin insan hakları çatışmalarının çözümünde başvurduğu temel araçtır. Mahkemenin tüm Sözleşme'ye içkin olduğunu kabul ettiği bu araç ve yorum ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında "adil denge ilkesi", "aşırı külfet" yasağı ve "dengeleme uygulaması" gibi çeşitli şekillerde isimlendirilmiştir. Mahkemenin adil denge ilkesi ve aşırı külfet yasağı içtihadı esas olarak dengelemenin orantılılıkla olan ilişkisini ortaya koyar. Dengeleme uygulaması içtihadı ise dengelemenin yalnızca sonuca değil sürece ilişkin rolü ve yorum ilkesi olarak işlevini vurgular. Mahkemenin farklı terimlerle ortaya koyduğu dengeleme dili ve bu terimlere başvurma sıklığı, dengelemenin hem Sözleşme sisteminde hem de Sözleşmeye Taraf Devletler arasında gittikçe güçlenen bir diskur olarak ortaya çıktığını doğrulamaktadır.