Westphalian Modelden Bugüne Egemenliğin Dönüşümü Bağlamında Yeni Dünya Düzeninin İnşası


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BURCU DEĞİRMENCİOĞLU

Danışman: YAŞAR SALİHPAŞAOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Avrupa'da parçalanmış iktidar pratiğinin, üstünlük mücadelelerinin yarattığı gerilimler ve döneme hakim olan kaos hali, egemenlik anlayışının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. İstikrarsızlığın kaynağı olarak görülen bu halden kurtuluşun yalnızca tüm güçleri ve yetkileri kendi elinde toplayan, merkezileşmiş bir devlet pratiğiyle mümkün olabileceğini ifade eden düşünürler, devletin varlık şartı olarak mutlak, sınırsız, bölünmez, devredilmez bir güç olarak egemenliği sistematikleştirmişlerdir. Devletin üç unsurundan biri olarak kabul edilen egemenlik, modern devletin omurgasını oluşturmaktadır. 1648 Westphalia Barışı ile ilişkilendirilerek Westphalian Model olarak adlandırılan egemenlik anlayışı, egemen devletlerin eşitliğine dayandığı kabul edilen devletler sistemini ifade etmektedir. Parçalanmışlığa, kaosa, istikrarsızlığa karşı çıkarak merkezileşmeyi, tek bir merkez etrafında birleşmeyi idealize eden modern devletler sistemi, yaklaşık 200 yıl sonra ortaya koyduğu bir proje ile ulusu inşa etmiş, ulus devleti meydana getirmiştir. Ulus devlet inşasında benimsenen homojenleştirme gayesi, Nasyonal Sosyalist Almanya örneğinde olduğu gibi marjinalleştirilmiş devlet pratiklerini doğurmuştur. Homojenliği önceleyen modernite dilini kullanan ve Alman ırkı odağında tektipleşmeyi hedefleyen bu totaliter rejim, II. Dünya Savaşı'na giden kapıyı aralayarak, klasik egemenlikte önemli bir kırılmayı meydana getirmiştir. Hitler Almanyası örneğinde olduğu gibi tüm dünyayı derinden etkileyen acı deneyimler Westphalian egemenlik anlayışının terki sonucunu doğurmuş ve II. Dünya Savaşı ile bambaşka bir egemenlik anlayışını gün yüzüne çıkartmıştır. II. Dünya Savaşı'nın ardından oluşturulan uluslararası örgütler ve metinler aracılığıyla "barış ve güvenlik", "ekonomi" ve "insan hakları" üzerine inşa edilen yeni dünya düzeni, ulus devletlerin silikleştiği, belirli ve sınırlı alanlarda homojenleştirmenin, uyumlaşmanın ve entegrasyonun gerçekleştirilmeye çalışıldığı yeni bir egemenlik anlayışını meydana getirmiştir. II. Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan yeni egemenlik anlayışı devletin yapısını, hukuk sistemini, devlet birey ilişkilerini ve uluslararası ilişkileri doğrudan etkileyerek, devletler pratiğini önemli bir değişime uğratmıştır.